25 Kasım 2011 Cuma

Reklamlar Başlıyor..


Reklamlar başlıyor...

Reklamın iyisi kötüsü olmaz efendim, bir şekilde kendini gündemin içine koyacaksın. Çamur at izi kalsın mantığıyla yürümez bizim ülkede işler yahut adamına göre muamele deriz aksi bir durumda. Sen ne yanlış yaparsan yap eğer ki kıçını kollayan birileri varsa, hop gündemin ortasına. Reklamlara geçmeden önce kısa bir özet verelim.

Malumunuz geçen hafta bir maç vardı, adına derbi demeyi isterdik ancak deplasman seyircisi alınmadığı için derbi olmaktan çıktı. Çünkü sahadaki mücadeleden önce tribünde olması gereken mücadele gösterilmedi. Galatasaraylılar hakları olan tribünü alamadılar, yerlerini Beşiktaşlı kadın ve çocuk taraftarlara bıraktılar. Yanlış anlamayın, kadınlar baş tacımız, çocuklar göz bebeğimiz lakin, öncesinde taraftarız biz. Hakkımız olanı almak için çaba gösterirken, bu arkadaşların sesleri solukları kesilince anladık ki onların derdi başka. Neyse uzatmayalım şimdi, maça dönelim.

Duymuşsunuzdur, gazeteler koca bir gün(!) yazdı bu haberi. Eboue diye bir futbolcusu var Galatasaray'ın. Onu bilemediyseniz şöyle tarif edelim, iki-üç yıl önce bir adam vardı bunlarda, Keita isminde hatırlarsınız. Su sıçrayınca kamyon çarpmışa dönerdi, ayılıp bayılırdı. Keşke gerçekten kamyon çarpsa derdiniz. İşte bu arkadaşla aynı memleketten ve üstelik tavırları da aynı. Benzer bir hareketi Beşiktaş maçında göstermiş, Beşiktaşlılar da galeyana gelip küfür etmeye, sonra da sınırı aşıp resmen ırkçılığa başlamışlar tribünde. Hatta kendini bilmez bir spor yorumcusu da BJK TV'de National Geographic'teki maymunlara benzetmiş bu adamı, memleketimde insan hakları..

Olayın ertesinde sosyal medyada adama denilmeyen kalmamış, ırkçılık damarlarına işleyen bir virüs gibi her yanlarına yayılmış. Paylaşımların bazılarını aşağıda görebilirsiniz. Bu bir suç duyurusu değil aksine reklam duyurusu.

Şimdi Reklamlar...

Şimdi bu Beşiktaşlı arkadaşlar yedikleri haltın yeni yeni farkına varmışlar, bir sonraki maçta yüzlerini siyaha boyayacaklarmış. "Çarşı, ırkçılığa karşı." Biz bu arkadaşların ne yana karşı olduklarını bilemedik, işin içinden çıkamadık. Ayrıca böyle dengesiz bir topluluktan yüzünü değil de başka bir yanını boyamasını beklemek de pek yanlış olmazdı hani.

Reklamları dinlediniz, buyrun siz yorumlayın...

-Maç esnasında tribünlerin tezahüratlarını ve BJK TV'deki arkadaşı aşağıdan izleyebilirsiniz.

6 Şubat 2011 Pazar

Kardeşiz Diyorsak Bir Bildiğimiz Var Elbet - Cefa Dolu Manisa


Kederlenir insan bazen, kaçmak ister uzaklara. Nereye gittiğini bilmez, bilir ya da. Yalnızdır ya da sevdikleri vardır sadece yanında. Biraz kafa dağıtır, biraz uzak kalır gerçek hayattan.

Bizim derdimiz de belli, kaçacağımız yer de. O hafta neredeyse sevdamız, peşi sıra yoldayız. Geleceğe Dönüş için çıktığımız yolda, birkaç koltuk da olsa boş bırakamayız. Son durak Manisa...

Bilet fiyatları açıklanmış, hayal kırıklığı. Paran yoksa sen de yoksun derler ya, o bizim için geçerli değil. Kardeşiz diyorsak bir bildiğimiz var elbet. En iyi yaptığımız şeyi yapıyoruz, birbirimize sahip çıkıyoruz.

Biletler taksitle alınacak tamam da, yol? Her yolu deniyoruz, her planı yapıyoruz. İnanın alfabeyi baştan sona sayıyoruz. Dostumuz olduğu kadar düşmanımız da var belli. İlk harften başlıyoruz.

“A Planı, Kamyon sırtı. Avcılar’dayız, liman uzak. “Mehmet Baş” yetişiyor imdada. Kamyoncu bir abimiz kendisi. Limana ulaştırıyor bizi, sırtında taşımış gibi. Vedalaşırken bağırıyoruz “iş, aş, Mehmet Baş”. Denizi aşmak için gemiyi deniyoruz. Dostumuz olduğu kadar düşmanımız da var işte.

Gişeci Trabzonlu, anahtar kelime vicdan. Vicdansız çıkıyor gişeci, kapılar kapanıyor, binemiyoruz. Avcılar’ı da geçmişiz, limanda mahsur kalıyoruz. “B,C,D,E” planları da iptal. Hala İstanbul sınırındayız. Bizden çıkıyor oralardan birisi. Servislerle metrobüse dönüyoruz.

Kadıköy’e dönüş yolculuğunda “F,G,H” ve daha pek çoğu iptal oluyor. Alfabe bitiyor, hala İstanbul. İDO’dan umutluyuz, seferler iptal ediliyor.

Son harf “Z”. Tüm kapılar kapandı derken Fenerbahçeliler Derneği dostluk eli uzatıyor, “Gerekirse ayakta gideriz, sizi bırakmayız burada.”. Öyle de oluyor bazen ayakta, bazen oturarak, konuşarak bazen ya da susarak yolun sonu görünüyor.

“Yüreğini Ortaya koy”anlar için yanımızda getiriyoruz 80 metre pankartı. Asmamıza imkan yok, topluyoruz. Hayal kırıklığı var biraz. Ya kaybedersek diyoruz, aklımıza pankart geliyor. Bir, iki, üç... Derin nefes alıyoruz. Takım tribüne geliyor, anlıyoruz. Biz sadece pankartı değil, inanan yürekleri de getirmişiz yanımızda. Fenerbahçe diye haykırıyoruz!

Yollarda sırt sırta, tribünde omuz omuza. Geleceğe Dönüş için çıktığımız bu yolda mücadelemiz sürecek, yanan ateş sönmesin diye.

30 Aralık 2010 Perşembe

12


Bir kış günüydü. Malum İstanbul soğuk. Yoğurtçu dediler, bilmiyorum. Tarif ettiler, geldim.

Oturdum. Karşımda bir adam. Abi dedim. Niye bilmiyorum, geldim.

Biri geldi masaya, bilmiş biraz da. Ümraniye dedi. Yok Bolu..Abimsin…

Bizim için saldır Kanarya.. İlk gün…

***

Eskişehir dediler, bindim otobüs. Biraz güzeliz. Abiden azar yedik, he sucuk yedik bir de. Dediler asker biri… Sağ salim gitsin gelsin..

***

Bilet dediler, İnönü. Uyandım saat 6. Kalabalık. Dediler bu kamil, vay kamil!

***

Boya dediler, boyadık. 1500 dediler, saydık. İki gün sürdü. Arada abiden azarı yedik.

Uyuduk. 1000 olmamıştı daha.

Gittik geldik. Çamaşır sepeti verdi ihtiyar. Şuraya koy.

***

Bir adam var. Sağlam belli. Abi dedik ona da. Saçı yoktu başında, yüreği yerinde. Kardeşim

dedi. Sevdi, sevdik.

***

Son maç. Ağladık! Çorba içtik sonra, geçti gitti.

O saçsız adamı başından vurdum sonra. Birkaç mermi de biz yedik. Sonra da sucuk.

Abi dedi bizden bu kadar. E bizden de o kadar. Daha dik durmalı bundan sonra…

***

Kardeş dedik nicesine. Kimi lisede, kimi bitirmiş, kimi bırakmış. Geleni gideni çok olurmuş

buraların. Kalan sağlar bizim.

Semt dedik arada. Okmeydan dediler, ikinci memeleket yaptık.

***

İçki de içtik arada. Kafan bunun gibi olsun dediler, bir adam gösterdiler. Mami gibi olduk.

Sınav vardı bir gün. Birer tane daha dediler. Geceyi yalan ettik. Kardeşliği var ettik.

Bugün dediler 12. Çıktık, geldik. Sevdik be abiler, sevdik be kardeşler… Çok sevdik…

29 Mart 2010 Pazartesi

Kapak..




Sen ezeli rekabeti, bireysel mücadeleymiş gibi gösterir, Volkan'la uğraşırsan, ".ötüyle güler" o da sana. Her ne kadar onaylamadığım bir davranış da olsa, hak ettiniz siz bunu ve aldınız cevabınızı.

28 Mart 2010 Pazar

Bizimkisi, “Sıradan Bir Deplase Hikayesi”


Umut yoktu bu günün başlangıcında kimsede. Bilet kuyruğundan kimse beklenen verimi alamamış, biletlerin yarısı sanki buhar olup uçmuştu. Hesabını dakikası 1 liradan yaptığımız bir maç, dakikası 3-4 liraya kadar çıkmıştı. Karaborsa denilen illet, başımızdaydı yine. Erken buluşmak lazımdı bugün. Olmayan biletlere inat, daha çok inanç vardı çubuklunun yanında olabilmek için. Buluşma yeri Yoğurtçu Parkı, hani o Lefter heykelinin karşısındaki.


Herkes bilet peşinde başladı deplase yolculuğuna. Sonrası, iskeleye yürüyüş ve dolmuşla Fulya yokuşu. Son durak Samiyendi ve kimsenin dışarıda kalmak gibi bir niyeti yoktu. Vakit geçiyordu ve maç saati yaklaşıyordu. Fulya yokuşu besteler eşliğinde, yokuş olmaktan çıkmış ve bir patikaya dönüşmüştü. Yapılan açıklamalara ve uyarılara rağmen, taraftar namusunu da getirmişti yanında. Herkes boynunda atkısı, üstünde forması yürüyordu sevgilisinin yanına.


Samiyen deplasmanlarımız olmasa, yağmurlu çamurlu bestelerin anlamı kalmazdı hani. Yollarında çamura rastlayabileceğimiz pek deplasman kalmamıştır heralde. Kapının ardında kimseyi bırakmadan girildi stada. Çubuklu aşkı ağır basmıştı yine, engel tanımıyordu.


Maça dair bir şey söylemeye gerek yok. Çünkü, hem staddaki, hem de maçı TV başında izleyen taraftarların, 90 dakika susmayan bir Fenerbahçe tribünü gördükleri apaçık ortada. Sonuç ise alışıldığı gibi, kazanan Fenerbahçe ve kaybeden Galatasaray. Derbi demeye bin şahit, sıradan bir maç bizimkisi. Ezeli rekabet değil, “ebedi rezalet” bizimkisi...

25 Mart 2010 Perşembe

Cefakar..





Çalsın davul, bitmesin beste. Boşuna değil bu çaba, sevgili uğruna. Ölünce mezarda beni saracak bayrak, mezar taşımda yazacak yazı, FENERBAHÇE..