
29 Mart 2010 Pazartesi
28 Mart 2010 Pazar
Bizimkisi, “Sıradan Bir Deplase Hikayesi”

Umut yoktu bu günün başlangıcında kimsede. Bilet kuyruğundan kimse beklenen verimi alamamış, biletlerin yarısı sanki buhar olup uçmuştu. Hesabını dakikası 1 liradan yaptığımız bir maç, dakikası 3-4 liraya kadar çıkmıştı. Karaborsa denilen illet, başımızdaydı yine. Erken buluşmak lazımdı bugün. Olmayan biletlere inat, daha çok inanç vardı çubuklunun yanında olabilmek için. Buluşma yeri Yoğurtçu Parkı, hani o Lefter heykelinin karşısındaki.
Herkes bilet peşinde başladı deplase yolculuğuna. Sonrası, iskeleye yürüyüş ve dolmuşla Fulya yokuşu. Son durak Samiyendi ve kimsenin dışarıda kalmak gibi bir niyeti yoktu. Vakit geçiyordu ve maç saati yaklaşıyordu. Fulya yokuşu besteler eşliğinde, yokuş olmaktan çıkmış ve bir patikaya dönüşmüştü. Yapılan açıklamalara ve uyarılara rağmen, taraftar namusunu da getirmişti yanında. Herkes boynunda atkısı, üstünde forması yürüyordu sevgilisinin yanına.
Samiyen deplasmanlarımız olmasa, yağmurlu çamurlu bestelerin anlamı kalmazdı hani. Yollarında çamura rastlayabileceğimiz pek deplasman kalmamıştır heralde. Kapının ardında kimseyi bırakmadan girildi stada. Çubuklu aşkı ağır basmıştı yine, engel tanımıyordu.
Maça dair bir şey söylemeye gerek yok. Çünkü, hem staddaki, hem de maçı TV başında izleyen taraftarların, 90 dakika susmayan bir Fenerbahçe tribünü gördükleri apaçık ortada. Sonuç ise alışıldığı gibi, kazanan Fenerbahçe ve kaybeden Galatasaray. Derbi demeye bin şahit, sıradan bir maç bizimkisi. Ezeli rekabet değil, “ebedi rezalet” bizimkisi...
